Geçen haftalarda malumunuz olduğu üzere çok çabuk değişen, dinamik ve karışık bir gündeme sahiptik. Ama sanırım hiçbir gün, bugüne yığıldığı kadar yoğun bir gündem yığılmadı.
* Fenerbahçe'nin şampiyonluğu
* Kenan Doğulu ile gelen Eurovision derecemiz
* İzmir Cumhuriyet Mitingi
Bu konuların her biri hakkında uzun uzun birer yazı çıkabilecek olmasına rağmen, sizi sıkmamak adına (ki önceki yazı dizimde bunu fazlasıyla yaptım) kısa kısa değineceğim. Yorumlarda sohbetini yaparız... Sondan başa doğru gideceğim.
İzmir Cumhuriyet Mitingi, bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin gördüğü en büyük mitingler arasında yerini aldı. Başbakanımızın deyimiyle "gavur İzmir"liler cumhuriyet aşkıyla meydanları doldurdular. 180.000 m2'lik bir alanda ortalama metrekareye 4 kişi düştüğünü düşünürsek, en azından 720.000 kişi vardı ki evlerinin balkonlarındaki ve teknelerdeki insanları saymadık. Bakın, isteyince nasıl da hesaplanıyormuş...
Tayyip baksana kaç kişiyiz saysana!
Uyuyan bir devin uyandığını gördüm bugün. Evinden çıkmayan, masa başında yazıp çizen, meyhanede vatan kurtaran insanların meydanlara çoluk çocuk döküldüğünü gördüm.
Ve en güzeli de, Çağlayan'daki gibi, o kalabalığın ışıltısını gördüm. Tiplere, yüzlere, giysilere bir bakın ne olur! Medeniyetten bir nur sanki. Modern giyimli gencecik, bakımlı, çağdaş kızlarımız; aydınlık yüzleriyle her hâlinden kültürü belli erkeklerimiz; analarımız, babalarımız, dedelerimiz, çiftçimiz, köylümüz, işçimiz...
Kısacası vatandaş ve halk ayrımını yıkan her kesimden insan "bana ne" demekten vazgeçtiler. AKP'yi kutluyorum. Yaptıkları demokrasi katliamı teşebbüsü ile bir halkı uyandırdılar. Belki de sırf bunun için o kadar saçmalamışlardır. Belki de vatana hizmet içindir bütün rezillikler. Çok mu iyi niyetli oldum?
(Soruyorum: Vatanını çok sevdiğini iddia edenlerin veya özgürlük kisvesi altında dini kuralları devlet hayatına sokmak isteyenlerin mitinglerinde bu kadar Türk bayrağı var mıydı? Yoksa üç hilalli, kurt işaretli veya yeşil Arapça yazılı bayraklar mı vardı?)
İzmir Shakes It Up... İzmir salladı, Kenan da Avrupa'yı salladı.
İtiraf edeyim ki 10 sene sonra ilk kez bir Eurovision canlı yayınını kaçırdım. Umarım tekrar yayını vardır. Oylamalara yetişebildim ve haber bültenlerinden takip edebildim.
Birçok kişi hemen yorumlarını yazmış çeşitli sitelere "tamamen siyaset" diye. Evet, Eurovision'da siyaset veya duygusallıkla verilen oylar çoktur. Ama birinciyi bunlar belirlemez. Çünkü herkes 2 taraflı oy verse bile 8 tarafsız oy vermek durumundadır. Ve farkları da bu puanlar yaratır.
Bu yüzden birçok ülke için "Rusya'ya kesin tam puan verirler" dememize rağmen Rusya yıllardır kazanamaz. Yada tam puan almış ülkeler arasında ilk 10'a giremeyenler çıkar... Kısacası: iş kirli olsa da, sonuç temizdir.
Kenan Doğulu ilk 5'e girer tahminim, 4. olunca tuttu. Ancak sonradan baktığım kadarıyla salonu Kenan kadar coşturan olmamış ve Şekerimiz, profesyonelliğini her anlamda ortaya koymuş. Yalnız kareografi biraz daha kalabalık ve görkemli olabilirdi, bunu da not düşelim.
Yarışmayı, favoriler arasında gösterilen Sırbistan kazandı. "İlk kez katılan Sırbistan" diyor bazı haberlerde, hemen bir bilgi vereyim: Daha önce de katıldılar; ama "Sırbistan Karadağ" olarak. Ayrıldıktan sonra ilk katılımları.
Türkiye'de yapılan ve benim de Abdi İpekçi'de izlediğim yarışmada çok güzel bir şarkıları vardı (Lane Moje) ve 3. olmuşlardı. Bence o seneki şarkıları daha güzeldi; ama şans meselesi...
Özetle : Kenancım, teşekkürler Şekerim!
Ve bugünün en taze gündemi: Fenerbahçe'nin 2006-07 sezonu şampiyonluğu...
Öncelikle bütün Fenerbahçeli arkadaşlarımı tebrik ederim.
Şimdi hemen "hak etmeden şampiyon oldular" muhabbetine başlamayacağım. Zira Beşiktaş da hiç hak etmeyen bir futbol oynadı, bu konuda Fenerbahçe'den geri kalmadı. Ama şimdi sormak istediğim birkaç soru var:
Ey Fenerbahçeliler, o kadar eleştirdiğiniz Federasyon ve hakemler ligde yok muydu? Siz lig maçlarını başka hakem ve federasyonla mı oynadınız? Eğer aynıları ile oynadıysanız ve doğru dürüst futbol ortaya koyduğunuz maç sayısı bir elin parmaklarını geçmeden şampiyon olduysanız, itirazınız neye? Hadi onu da geçtim, Avrupa maçlarınızı da Selçuk Dereli mi yönetti de sizden daha kalitesiz takımlara elendiniz?
Tam Erman Hoca oldum ama: Demek ki olunca oluyormuş...
Şimdi Zico'nun durumu ne olacak çok merak ediyorum. Eğer şampiyonluk gelmeseydi yönetimin işi çok kolay olacaktı. Oysa şimdi...
Şimdi başarısızlığı Federasyona ve hakemlere yükleme şansı kalmadı artık; zira bir başarı geldi kağıt üstünde. Aslında zor günler bekliyor Fenerbahçe'yi. Zico gidecek mi? Gidecekse neden? Federasyondan özür dilenecek mi? Dilenmeyecekse neden?
Ayrıca Beşiktaş'ımı da tebrik ediyorum. Fenerbahçe'nin şampiyon olması için onlardan daha çok çalıştık. Helal olsun.
Benden bugünlük bu kadar.
Saygılarımla...
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Mayıs 2007 Pazar
25 Mart 2007 Pazar
εθνική γιορτή
Başlığın çevirisi : milli bayram. Yunanca.
Her zaman siyaset konuşacak değiliz. Bugün de "spor" etiketli bir yazı yazalım. Zira gündemin en önemli maddesi bugün için, 4-1 biten Yunanistan - Türkiye milli maçı.
Maç başlarken "Yine 40. saniyede yeriz bir gol" dedim; o kadar erken olmasa da 5. dakikada "Maçın bütün keyfi bitti, gece mahvoldu" dememe sebep olan gol geldi. Derken soyunma odasına berabere girişimiz, gelen goller, komşunun kaçan golleri vs... Sonuç : 1-4.
Aslında biz bu filmi çok gördük, sadece taraflar farklıydı. Hadi çok değil 10 sene geriye, yada daha dramatik olsun, 15 sene geriye, çocukluğumuza gidelim.
Stad süslenmiş, bayram öncesi, milli coşkular doruğa çıkmış, berabere kalsak bile millet sokaklara dökülecek. İngiltere'ye gol atmak bile büyük başarı o zamanlar. Sonra ne olur? Bütün ulus hezimete uğrar. Doğulu ulusların az biraz kaderidir bu hayal kırıkları... Başımız öne eğilir; ama alışık olduğumuzdan hemen arkasından morfini gelir: Umut!
Biz bu filmi gördük, yaşadık. Sadece taraflar farklıydı. Peki şimdi karşı pencereden bakınca ne gördük?
Hadi kimse kandırmasın kimseyi. Milli bayram öncesinde sevince hazırlanan ve Milli Marşımızı ıslıklayan Yunanistan'a bayramı zehir etmek hepimize yüksek bir ego tatminiyle karışık ve yarı sadistçe bir mutluluk verdi.
İnsanoğlu işte, ne oldum havasında hemen.
Futbola dair konuşmak gerekirse...
Hakan Şükür ruh gibi gezdi sağolsun 10 kişi oynadık, onca eksiğe rağmen iyi oynadık, maçın başındaki motivasyon eksikliği ve top yapamama durumu yediğimiz golle erken bitti neyse ki, rakip kaleci 2 gol hediye etti, Volkan çok uğraşsa da 1 golden fazla yiyemedi, Tümer ve Aurelio görevini kusursuz yaptı, Nobre bu takımda rahat oynar tezimiz kanıtlandı...
Kısaca: güzel maçtı.
Konuyla ilgili Milliyet gazetesinde Mehmet Demirkol'un yazısını okumanızı tavsiye ederim. Taktik anlamda Fatih Hoca'yı kutlamak lazım ve nedenini çok iyi anlatmış.
http://www.milliyet.com.tr/2007/03/25/spor/ydemirkol.html
Milli takımımızı tebrik ediyoruz ve Norveç maçında başarılar diliyoruz. Sakatlar ve cezalılar yüzünden alternatiflerimiz azaldı; ama eksik değiliz, sahaya 11 kişi çıkacağız.
Spor yazdık bu sefer. Malum: Gündemdekiler...
Her zaman siyaset konuşacak değiliz. Bugün de "spor" etiketli bir yazı yazalım. Zira gündemin en önemli maddesi bugün için, 4-1 biten Yunanistan - Türkiye milli maçı.
Maç başlarken "Yine 40. saniyede yeriz bir gol" dedim; o kadar erken olmasa da 5. dakikada "Maçın bütün keyfi bitti, gece mahvoldu" dememe sebep olan gol geldi. Derken soyunma odasına berabere girişimiz, gelen goller, komşunun kaçan golleri vs... Sonuç : 1-4.
Aslında biz bu filmi çok gördük, sadece taraflar farklıydı. Hadi çok değil 10 sene geriye, yada daha dramatik olsun, 15 sene geriye, çocukluğumuza gidelim.
Stad süslenmiş, bayram öncesi, milli coşkular doruğa çıkmış, berabere kalsak bile millet sokaklara dökülecek. İngiltere'ye gol atmak bile büyük başarı o zamanlar. Sonra ne olur? Bütün ulus hezimete uğrar. Doğulu ulusların az biraz kaderidir bu hayal kırıkları... Başımız öne eğilir; ama alışık olduğumuzdan hemen arkasından morfini gelir: Umut!
Biz bu filmi gördük, yaşadık. Sadece taraflar farklıydı. Peki şimdi karşı pencereden bakınca ne gördük?
Hadi kimse kandırmasın kimseyi. Milli bayram öncesinde sevince hazırlanan ve Milli Marşımızı ıslıklayan Yunanistan'a bayramı zehir etmek hepimize yüksek bir ego tatminiyle karışık ve yarı sadistçe bir mutluluk verdi.
İnsanoğlu işte, ne oldum havasında hemen.
Futbola dair konuşmak gerekirse...
Hakan Şükür ruh gibi gezdi sağolsun 10 kişi oynadık, onca eksiğe rağmen iyi oynadık, maçın başındaki motivasyon eksikliği ve top yapamama durumu yediğimiz golle erken bitti neyse ki, rakip kaleci 2 gol hediye etti, Volkan çok uğraşsa da 1 golden fazla yiyemedi, Tümer ve Aurelio görevini kusursuz yaptı, Nobre bu takımda rahat oynar tezimiz kanıtlandı...
Kısaca: güzel maçtı.
Konuyla ilgili Milliyet gazetesinde Mehmet Demirkol'un yazısını okumanızı tavsiye ederim. Taktik anlamda Fatih Hoca'yı kutlamak lazım ve nedenini çok iyi anlatmış.
http://www.milliyet.com.tr/2007/03/25/spor/ydemirkol.html
Milli takımımızı tebrik ediyoruz ve Norveç maçında başarılar diliyoruz. Sakatlar ve cezalılar yüzünden alternatiflerimiz azaldı; ama eksik değiliz, sahaya 11 kişi çıkacağız.
Spor yazdık bu sefer. Malum: Gündemdekiler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)